Gökçeada
Rum köyleri, Tepeköy Çınaraltı, Tuz Gölü, Su Altı Milli Parkı, peynir kayalıkları, kaya mezarlar... Bunlar, Rum kültürüyle harmanlanmış eşsiz bir yer olan Gökçeada’nın “görülmeden dönülmemesi” gereken lokasyonlarından sadece birkaçı.
Türkiye’nin en batı ucu ve güneşin en son battığı yer olan Gökçeada'nın en önemli geleneği, her yıl 14-16 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen Meryem Ana Panayırı'dır. Hz. Meryem’in ölüm yıl dönümü 15 Ağustos olduğu için 14 Ağustos akşamından hayvanlar kesilir ve kazanlarda pişirilir. 15 Ağustos sabahı, köy meydanında kurulan kazanlardan yemek, tatlı ve şarap ikram edilir. Bu dönemde adayı ziyaret etmek isteyenlerin mutlaka bir ay öncesinden otel rezervasyonu yaptırması gerekmektedir. Gökçeada’nın bir diğer geleneği de paskalya yumurtalarıdır. İlkbaharda kutlanan Paskalya Bayramı için yumurtalar hazırlanır.
Gökçeada'ya yolunuz düşerse, Rumlara özgü sakızlı muhallebi, efibadem ve dibek kahvesini tatmadan dönmeyin.
Gerek tarımsal alanların kontrolünün kolay olması, gerek uzun yıllar boyunca ne kimyasal ilaçların ne de gübrelerin kullanılmaması Gökçeada'da mevcut tarım alanlarının organik tarıma geçişini kolaylaştırıyor. Bu coğrafya, Tarım Bakanlığı tarafından ekolojik tarım yapılması amacıyla pilot bölge seçilmiş buşunuyor. Kendi suyunu kendi karşılayan adada organik zeytincilik, organik bal ve bağ yetiştiriciliği projeleri mevcut.
Gökçeada'ya varıldığında dikkati çeken şeylerden biri de serbestçe dolaşan koyunlar ve keçilerdir. Bunlar arasından imbro koyunu, sadece bu adada yetişen özel bir türdür ve hem üreme hem süt verimi, diğer yerli türlere göre daha üstündür.

Cittaslow Gökçeada
İtalyanca citta (şehir) ve İngilizce slow (yavaş) kelimelerinden oluşan Cittaslow, “sakin şehir” anlamına gelen bir kent birliğidir ve Gökçeada, bu birliğin bir parçasıdır.
Gökçeada, 23-26 Haziran 2011 tarihleri arasında Polonya'nın Lidzbork Warminski kentinde düzenlenen Sakin Şehirler Genel Kurulu'nda bu uluslararası ağa dâhil oldu ve dünyanın ilk Cittaslow adası ilan edildi.